11 Mayıs 2010 Salı

ben içime atardım her şeyi, kırılsam da üzülsem de kendi kendime düşünüp kendi içimde halletmeye çalışırdım. aslına bakarsan şimdiye kadar öyleydim. değişmeye çalışıyorum. sana söz verdiğim için, sana her şeyi açıkça söyleyeceğime söz verdiğim için.

bazen niye böyle yapıyorum bilmiyorum. yani neden buraya yazmadığında ya da bana mektup yazmadığında bozuluyorum sana. mecbur değilsin ki... yani ben burayı açarken illa sen de yaz diye açmadım ya da sen de illa yaz diye yazmıyorum mektupları. ben çok seviyorum sana yazmayı, senin için bir şey yapmayı. biliyorum senin ne kadar mutlu olacağını, gözümde canlandırıyorum senin o zarfı açarkenki heyecanını, mektubu okurken yüzünde oluşan gülümsemeyi. yapmamam lazım böyle. sen yazmıyorsun diye üzülmemem lazım. beni ne kadar sevdiğini biliyorum. benimle aynı şekilde ifade etmemen bir şey eksiltmiyor sevginden biliyorum. ama bir yandan da her gün bir heyecanla giriyorum apartmandan içeri. belki bir sürpriz yapmışsındır diye. belki bugün vardır bir mektup diyorum… off sevgilim ben fazla mı önemsiyorum bu tür şeyleri!? saçmalıyor muyum? fazla mı coşkulu oluyorum ya da fazla duygusal. bilemedim ben onu şimdi…

kendi kendime diyorum üzme kendini, takma bu kadar ama napayım aşkım ben bazen böyle oluyorum işte. düşünüyorum da şimdi galiba asıl üzen beni dün söylediğin şey oldu. yazmamandan çok yazmama gerekçesi olarak ptt çok uzak, zaten çok yorgun geliyorum eve demen incitti beni biraz. ben her bulduğum fırsatta, elimden geldiğince koştururken sana bir şey yollamak için senden duyunca öyle bir laf üzüldüm.

eski ben olsam atardım bunu içime, söylemezdim sana, alışıp unuturdum bir süre sonra. ama madem artık söyliycem bil istedim kırıldığımı.

ben seni çok seviyorum. çok fazla hem de. çok değerlisin sen benim için çok da önemli. bu yüzden yapıyorum belki de böyle. anlıyorsun de mi beni?

Hiç yorum yok: