Çok eski zamanlarda bir gün, tanrılardan biri insanlara kızmış ve onlara bir ceza vermiş. her bir ruhu ikiye ayırmış ve onlara demiş ki; aranızda hep yedi dağ olsun, ama ruhunuz bir olsun, hep çemberde dönüp durun birbirinizin ardısıra, birbirinizden esinlenin ve birbirinizden öğrenin ama hiç tanışmayın, tanımayın, dünya durdukça ebediyen yaksın bu bilinmezlik içinizi azar azar, onun sevgisi sende senin ki onda olsun, bilemeyin yüreğinizdeki yaranın ne olduğunu ama hiç kopmasın gönlünüzün bağı...
işte böylece herkesin bir ruh eşi olmuş ama hepsi birbirinden ayrıymış. bu eşler hep başkalarının eşleriyle denemişler bir bütün olabilmeyi, huzura kavuşabilmeyi ama ne kadar uyarlarsa uysunlar hep bir şeyler eksik kalmış ve tamamlanamamışlar. denemişler ama yürütememişler, bilmişler ki kendi eşleri de başka bir yerlerde bir başkasının ruh eşiyle deniyor ama o da mutlu olamıyor.
bazı şanslı ruhlar onca denemenin, gözyaşının, umutsuzluğun, yalnızlığın, yarım kalmışlığın sonunda bulmuşlar gerçek yarılarını, eşlerini. işte o zaman o kızgın tanrı bile unutmuş tüm kızgınlığı, gerçek eşin aşkının, sevgisinin, anlayışının, vefakarlığının, şefkatinin insanı ne kadar yücelttiğini, onurlandırdığını ve kendisinden bile üstün hale getirdiğini anlamış.
işte böylece herkesin bir ruh eşi olmuş ama hepsi birbirinden ayrıymış. bu eşler hep başkalarının eşleriyle denemişler bir bütün olabilmeyi, huzura kavuşabilmeyi ama ne kadar uyarlarsa uysunlar hep bir şeyler eksik kalmış ve tamamlanamamışlar. denemişler ama yürütememişler, bilmişler ki kendi eşleri de başka bir yerlerde bir başkasının ruh eşiyle deniyor ama o da mutlu olamıyor.
bazı şanslı ruhlar onca denemenin, gözyaşının, umutsuzluğun, yalnızlığın, yarım kalmışlığın sonunda bulmuşlar gerçek yarılarını, eşlerini. işte o zaman o kızgın tanrı bile unutmuş tüm kızgınlığı, gerçek eşin aşkının, sevgisinin, anlayışının, vefakarlığının, şefkatinin insanı ne kadar yücelttiğini, onurlandırdığını ve kendisinden bile üstün hale getirdiğini anlamış.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder